Bir mübarek kandil gecesinde Kirazlımescit Sokağı 46 numaralı dershanedeki bütün mü’minler, dualarla, ibadetlerle sabaha kadar Nurlu dünyalarda yaşıyorlardı. Gece saat iki-üç sıralarında çok yorulmuştum. Çok şiddetlice uykum da gelmişti. Üst kata çıkarak, Zübeyir Abinin odasının yanındaki odada yorganların üzerine uzanmıştım. Tam bu esnada Mehmed Emin Birinci Abi odaya girerek, bana:
“Ne yapıyorsun?” diye sitemli bir sual sordu. Ona cevaben:
“Aşağıda bütün kardeşlerimiz ibadet ve dua ediyorlar. Nasıl olsa manevî şirketimiz var! Bütün onların da yerine, birazcık yatıp uyumak istiyorum! Aşağıdaki şirket-i maneviye maşaallah durmadan çalışıyor, onların namına ben de burada uyumaya çalışıyorum!” derken, açılan kapıdan Zübeyir Abi de:
“Bu ne diyor?” şeklinde az önce kendilerine söylediklerimi söylüyordu. Zübeyir Abi ise şefkatle gülerek bana hitaben:
“Kardeşim... Bu senin yaptığına Bektaşîlik derler. Şirketlerde herkes çalışır. Yatarak uyuyarak ortaklık olur mu?” demişti. Ama o vaziyette, utanç içindeki bende uyku ve yorgunluk artık uçup gitmişti.