Zübeyir Abi, Konya Postahanesinde telgraf memuru olarak görev yaptığı yıllarda, namaz kılmak için sık sık Pirî Mehmed Paşa Camiine devam ediyordu. Zübeyir Abideki yavuz bakışlara, devamlı mütefekkir-düşünen bir dimağ ve ciddiyete hayran olan Rıfat Filizer, bu büyük ruhla tanıştıktan sonra, yine kendisi gibi bir Nur talebesi olan Halıcı Sabri’yle de tanıştırmıştı. Zübeyir Gündüzalp, 1944 yılında, burada Nur Risalelerinden ilk kitabı almış ve ilk Nur dersini dinlemişti.
Haydar Gündüzalp, 1945 senesinde Konya’ya gittiği zaman, ağabeyinin Muhsin Alev’le bir evde beraber kaldığını ve kendisine Nur’lardan bahsettiğini, Üstad Bediüzzaman’ın büyük bir İslâm alimi olduğunu anlattığını ifade ediyordu.
Zübeyir Abi, 1946 senesinde Emirdağ’ın yoluna düşerek, Nur Üstadını bulmuştu. Üstadı ilk ziyaretinde, bu heybet ve haşmet karşısında Zübeyir Abiyi müthiş bir gözyaşı fırtınası tutmuştu. Üstad ismini sorduğunda, “Ziver” şeklinde cevap vermişti. Bu üç defa tekrarlanmıştı.
Nur Bediüzzaman ise kendisine her defasında, “Zübeyir!” şeklinde hitap ediyordu.
Nur Üstad, “Keçeli, neden ağlıyorsun?” diyerek onu teselli ediyordu. Henüz dünyada iken Cennetle müjdelenen sahabe Hazret-i Zübeyir’in yoluna ve nuruna giren Ermenekli Zeyver, artık aradığı nurları yüzlerce roman ve felsefe kitabında değil de Nur Risalelerindeki İlâhî hakikatlerde görmüştü ve bulmuştu.
Bahadır alperenlerden Zübeyir Abi, daha ilk ziyaret ve ilk mülâkatta Üstad'dan ilk Nur dersini alınca, hemen Nur Üstada şunları ifade ediyordu:
“Müsaade buyurursanız, postahanedeki memuriyetten ayrılıp, sizin yanınızda Nur’lara hizmet etmek istiyorum!”
Üstad Bediüzzaman ise bu coşkun ruhun yüksek fedakârlığına şöyle cevap vermişti: